23 Şubat 2011 Çarşamba

(Hayri Ilgın kardeşimden bir demet) -- DAYKO DAYI

DAYKO DAYI
 Aradan çok uzun yıllar geçse de, onun uzunca boylu, zayıf,yanık, kavruk tenli, köylü kasketli, ince bıyıklı görüntüsünü anımsıyorum. 50-55 yaşlarında, Türkçe’yi  Arnavut  aksanı ile konuşan ve de aslen Arnavut olan bir göçmendi. Kısa boylu hanımının ismini hatırlamıyorum ama yetişkince kızının adı Nurten, o zaman biz yaşlardaki oğlunun adı İskender’di. 1965 yıllarını yaşıyorduk.
Bizler Ucuz Mesken’ler denen evlerimize yerleşmeye ve bu yeni oluşan muhite uyum sağlamaya çalışırken oda mahallenin girişinde, batı kısmında, üç yol ağzının kavşağındaki kaya ve çalı yükseltisinin ortasına, briketten, derme çatma gecekondu vari dükkanını yapıvermişti. Adı bakkal DAYKO idi ve semtin ilk ticari kuruluşuydu. Ona, küçük çocuk bile olsa hiçbir meskenli, amca, dayı, abi gibi sıfatlarla hitap etmezdi. Gerçek adını hiçbir zaman bilemedik, o sadece DAYKO idi. Dükkanında zaman zaman ailesi ve çocukları ona yardım ederlerdi.
            Bu mahcup, utangaç, saygılı bakkalımıza kısa zamanda alışmış, sevmiştik. O da bizleri seviyordu. Herkesle geçinebilen, iyi huylu, altın kalpli, sevecen bir kişiliği vardı. O küçük ve şirin dükkanında hemen hemen tüm ihtiyaçlarımız mevcuttu. Mevsimine göre sebze, meyve de bulundurur, kavun, karpuz sergisi yapardı. Hemen hemen kimsenin evinde telefon vede yakınlarda postane olmadığı için acil durumlarda santral görevini de üstlenmişti. Kendi deyimi ile “Tilfon numrası 5370” idi.
            Bakkal DAYKO’ya hepimiz mecburduk. Temel gıdalar Bursa’dan temin edilse bile tüm günlük ihtiyaçlarımızı ondan sağlardık. Fırın olmadığından hiç alışveriş yapmayan bile ekmeğini ondan alma durumundaydı. Bu muhterem kişi herkesin ihtiyacına cevap vermeye çalışır, ailece bizlere yaz, kış, soğuk, sıcak, kar, çamur demeden hizmet ederlerdi. O yıllarda da geçim zordu. Üstelik şimdi herkesin cebinde olan kredi kartları, bankaların tüketici kredileri yoktu. Mahalle halkının DAYKO’dan yaptığı alışverişlerin yüzde sekseni veresiyeydi. Tezgahının arkasındaki masanın üstünde, çekmecesinde  alışveriş yapan ailelerin hesabı yazılı kalın veresiye defterleri vardı, bizlerin elinde ise karşılığı olan inceleri. Ödemeler aile reisinin iş durumuna göre haftalık veya aylık yapılırdı. Amma ve lakin bu hesapların çoğu zamanında ödenmez, ödenemez öteki haftalara, aylara sarkar, birikirdi. Kapanmamış hesaplarda mevcuttu. Bunları oğlu İskender’den duyardım.
            DAYKO kimseyi aşağılamaz, veresiyesi ni kesmez, dedikodusunu yapmazdı. Hesaptan da pek anlamazdı zaten. Alacak vereceklerin çoğunu kızı ile oğlu derler toplardı. Bu küçük dükkandaki mal ve hizmet ne hikmetse uzun yıllar hiç eksilmedi. O halinden kimseye şikayet etmese de mahalle halkı onun vaziyeti idare için evini sattığını konuşurlardı. Doğrumuydu? Bilemem…
            Muhitte ne bir polis, nede jandarma karakolu mevcuttu. Bekçi bile dolaşmazdı. Mesken yıllarca böyle huzur ve sükun içinde yaşadı. Büyük adli vakalara bulaşmadı. Bakkal DAYKO’nun dükkanı hiç soyulmadı. Mahallenin haşarı, yaramaz, eli hızlı çocukları DAYKO’nun dükkanına saygı ve sevgilerinden demir atmadı. O yıllarca Ucuz meskenlilere hizmet etti. Dürüst, namuslu ve merhametliydi. Tek olmanın avantajını, geçim sıkıntısı çeken insanlarımızı kazıklamak için kullanmadı, fırsatçılık yapmadı. Yıllar geçti Ucuz mesken büyüdü. Belediye sıra dükkanları (şimdi yıkıldı) yapıldı. Yeni bakkal, manav dükkanları ve fırınlar açıldı, Bursa’ya ulaşım sıklaştı, kolaylaştı. İnsanlarımız yeni dükkanlara yöneldiler. Sevgili bakkal DAYKO’muz vefasızlık yada çoğunluğu ödenmemiş veresiye defterleri ile baş başa kaldı. Dayanma gücünü sonuna kadar zorladı.
            Gelecek kaygısı ile çoğu genç gibi bende artık semtimden uzaklardaydım. Mesken’i tatil zamanları görebiliyordum. Bir gün mahalleye geldiğimde artık bakkal DAYKO yoktu. Gittiğini söylediler. Tahsil edemediği alacaklarının çoğunu da bırakıp çekip gitmişti. Arkasından türlü söylenti, tevatürler anlatılıyordu. Onurlu bir insan olan DAYKO’yu bir daha pek gören olmadı. Zaten bizde yoksulluğu vurgulayan o “Ucuz” kelimesini atmış semtimizi sadece Meskenler diye anmaya başlamıştık. Belediye daha kibar bir ismi uygun bulmuştu “ERTUĞRULGAZİ”.
            Çok hızlı büyüyüp gelişen Bursa’dan Mesken soyutlanamazdı. Zaman içinde mutasyona uğramış, kozmopolit bir yapılaşma oluşmuştu. Bu sosyal yaşam içinde geçerliydi. İnsani duygu ve düşünceler, değerler, ilişkiler deformasyona uğramıştı. DAYKO’nun kıymet bilinmezliği, harcanmışlığı, itilmişliği, o yıllarda henüz yeni yeni realist kalıplara oturtmaya çalıştığımız taze beyin yapılarımızı sarsarak çevremizi yeniden irdelememize ve gözden geçirmemize neden olmuştur. Meskenlerde gelişen bu masum olmayan kişiliği,  yeni yapıyı, yeni çehreyi artık fark etmiştik. Topluma adapte edilen tüketim kültürüne insanlarda, yani bizlerde dahildik. Doğruluk, dürüstlük, erdem, ahlak değer kaybına uğramıştı. Bilinç altı olsa da bunu kavradık. Güvenme olgusuna önem verir olduk.
            Benim bu yazım ne bir öykü nede bir biyografidir. Fakirlik edebiyatı diye niteleyenler olabilir. Yoksulluk bu ülkenin salt gerçeklerinden ise, edebiyatı da, müziği de olacaktır elbette ama o da değildir. Bu yazı sadece dürüstlüğe, içtenliğe, sıcak insani ilişkilere, sevgiye, Bakkal DAYKO’nun kişiliğinde bir övgü, bir güzelleme, ahde- vefa bir andaçtır. Bakkal DAYKO’nun tarihi ve siyasi bir kişiliği olmayabilir, hatta yeni kuşaklar onu hiç tanımazlar ama göründüğü ve okunduğu gibi  mütevazi  bir semte ait, mütevazi bir internet sitesinin, sade sayfalarında, yerini almış ve anılmıştır. Bu sayfalardan da bu yazıdan da belki hiçbir zaman haberi olmayacaktır DAYKO’nun. Belki bu dünya ile hesaplarını da kesmiştir.
            Ama onu tanıyan eskilerin, yani bizlerin  yüreklerinde uzun yıllar veresiye kalmış saygı ve şükran duygusu belki de bu şekilde ödenmiş olacaktır.Çünkü borç, borçtur dostlar. Kapatılması gerekir…
 

 Hayri BAŞÇAVUŞ

Hiç yorum yok: