FOTOĞRAFÇI CEMAL'İN KARANLIK ODASI
Kuyuya taş atmadan, nasıl anlatabilirsin? Nasıl yazılabilir şimdi bu simsiyah öykü? Hatalara düşmek, incitmek, incitilmek var. Suçlamadan, suçlanmadan, polemiklere malzeme olmadan kotara bilirmisin? Üstelik sen deneyimsiz bir kalemsin. Kelime haznene batırdığın kalemin amaçladığına; yirmi yedi yıl önce yaşanmış, unutulmuş, hatırlanması zor bir olayın üzerindeki külleri etrafı batırmadan üflemeye nefesin yeterlimi acaba? Bir hayli cesaret kırıcı bu soruları kendime sordum, yazmaya yürek var ama yanıt yok. Yanıtlar için önce hep beraber yirmiyedi yıl öncesine dönüp semtimizin tek fotoğrafçısının küçük dükkanına gitmemiz gerek. Ön kapıdan girip, beş adım ötedeki karanlık oda tarafına bakalım. Adı üstünde oda karanlık; önce gözlerimizin alışması gerek. İyi bakın….Davutkadı’dan gelirken ana yol üzerinde, Mesken girişinde, solda iki dükkan yan yana. Biri lokantacı Cemal Efendi, diğeri fotoğrafçı Cemal. Fotoğrafçı olanı genç, otuzlarında. Lokantacı ellisini aşkın. Genç olan yeni evli sayılır. Eşi ve iki-üç yaşlarındaki kızı ile mutlu bir hayatı var. Lokantacı torun, torba sahibi. Varsıl olmayan bir semtin geçim derdindeki iki küçük esnafının sade yaşamlarındaki ilişkileri iyi. Sıkı bir akşamcı da olan lokantacı Cemal Efendi, gündüz lokanta, gece meyhanedir. Dükkanında muhitin akşamcılarına gizli olarak içki servisi yapmakta, çünkü dükkan sahibi hacı içkiye karşı, üstelik ruhsatta yoktur. Bu servis sadece tanıdık ve müdavimlere olup en fazla iki masadır. Foto Cemal komşu olduğundan daimi müşteridir. Yıllara dayanan komşuluk ve dostluk ilişkisi ile gündelik hayat böyle sürüp gidiyor. Mahallenin vesikalık, nişan, düğün, toplantı vb. cemiyetlerinin tek adamı Foto Cemal’dir. Aşağı yukarı o yıllarda yaşanmış tüm mutlu anlarda onun objektifi vardır. Güleç yüzlü, konuşkan sempatik, aile fotoğrafçısıdır. Albümlerimiz onundur.
1975’lerden sonra, Kıbrıs Harekatının sağladığı birlik, bütünlük yavaş yavaş kaybolmuş, ülke kaynama noktasına getirilmektedir. Öğrenciler, işçiler, memurlar, esnaflar, sendika ve kurumlar benimsedikleri görüşlere göre, kendi içlerinde bölünmüş, örgütlenmiş, akımlara bağlı olarak türeyen illegal dernek,örgüt ve fraksiyonların silahlı militanları kıyasıya birbirlerine saldırıp can ve kan almaya başlamışlardır.Şehirlerde mezhep kavgaları körüklenip, kitlesel kıyımlar olmaktadır. Aydınların, kitle temsilcilerinin, öğrencilerin, masum insanların cenazeleri art arda kaldırılmakta, her cenaze töreni intikam ritüellerine dönüşmektedir artık. Bu büyük çatışma ve kavgaların ana fikri vatan ve millet sevgisidir. Her düşünce biçiminin, bu konudaki parametreleri farklıdır. Tasarımcı, teorisyen, senaristler bunlara göre yazılımlar yapmakta ve her repliği buna göre koymaktadırlar. Bu oyunlarda sağduyu, hoşgörü,diyalog, sevgi yoktur.Kimse figüran değildir. Kötü rol yoktur. Katılımcılar ve eylemcilerin hepsi başrol oynadığını zannetmektedir. Silah, bomba efektleri boldur. Final mezarlık veya cezaevleridir.
Ülkeye düşman her yabancı elde içimizdedir. Zaman, siyah gözlüklülerin zamanıdır. Bunların donattığı anarşi; silah, kurşun, bomba ve benzeri aksesuarları ile kuşalı, terör denen canavar atına binmiş, barışa ait toplumsal her değerimize saldırmakta, birbirimize sunacağımız zeytin dallarını, uçuracağımız barış güvercinlerinin kanatlarını kırmaktadır. Genç fidanlarımız, gül bahçelerimiz talandadır. Onun ırgat ve uşaklarının hasat ettiği kan ve acı ferman te edilerek intikama dönüştürülmekte. Genç kuşağın beyinlerine, yüreklerine serpiştirilmektedir. Ana, baba, eş ve çocukların göz yaşları kundaklanmış güzel ülkemizin alevlerinde buharlaşıp üzerimizde kara bulutlar oluşturmaktadır. Yangını söndürmeye yetmemektedir. Hepimizin uykularını, yakınlarımızın başına gelebilecek bela ve şer bölmektedir. Olaylar hepimize bir adım mesafededir.
Semtin yakınındaki, eğitim fakültesi öğrencileri, düştükleri ideolojik ayrımlar sonucu kendi aralarında çatışmalara başlamıştı. Yakın çevreler üzerinde etkinleşme mücadeleleri vardır. Caddelere, sokaklara, binalara, sloganlar yazılıp, afişler asılmakta, bildiriler dağıtılmaktadır. Yöreler ve beyinler için mülkiyet ve zilyet kavgası başlamıştır. Değirmenli kızık köyüne yapılan öğrenci yurduna sağ görüşlüler yerleşmiş, komşu muhit Yeşil yayla bu görüşün çekim alanına girmiştir. Bursa’ya ait lokal bir olay değildir bunlar aslında. Anadolu’daki kentler, kitle görüş çoğunluğuna göre yaftalanmıştır. Semtlerde aynı şekildedir. Dolayısıyla uzlaşmazlık, karşıtlık; baskı ve şiddeti getirmektedir.
Ucuz Meskenler halkı o tarihlerde çoğunlukla varsıl olmayan bireylerden oluşmaktadır. Hatta yoksulluğu devlet tarafından tescillidir bu semtin. Sosyal Mesken Evleri, Afet Evleri ve Bahçeli Evler arsaları, İmar Bakanlığınca gelir düzeyinin düşük olduğunu belgeleyen ailelere verilmiştir. Bunu belgelemeyenlere ev ve arsa yoktur. Diğer yerleşimcilerin de pek farkı bulunmamaktadır. Semtimizin kuruluş sosyal sicili bu olup koşullar ve statü aynıdır. Kişilerin statü değiştirme çabalarına saygı duyulup, hoşgörü gösterilmesine rağmen, kendilerini olduğundan fazla gösterme eğilimleri veya diğerlerini küçümseme davranışları hiçbir zaman prim yapmaz. Birbirimizin ne olduğunu biliriz. Koşuya aynı çizgiden başlamış, eş zamanlı start almışızdır.İşte yapımızı belirleyen bu normlar, siyasi eksenimizi de eşyanın tabiatına uygun olarak sola yönlendirmişti. En azından tabanı teşkil etmişti.
Semtimizin genç ve orta yaş kuşağının kişisel endişe ve korkular, onların saflarını sıklaştırmalarına, dayanışmalarına, nefsi müdafaadan, hat ve sathı müdafaaya geçmelerine neden olmuştur.Bu içe kapanış biçiminde değildir.Onlar toplumun gündemlerini yakından takip etmişler, içinde olmuşlar, dünyaya anahtar deliklerinden bakmamışlardır. Yalnız içlerinde serüvencilik ruhu olduğu inkar edilemez. Hemen hemen hepsinin hayat öykülerinde bu ruhu görebilirsiniz.
Sağ kesimin, Mesken’e “kurtarılmış bölge” isnadı asılsız ve saçmadır. Solun radikal kesiminin de bu deyime sarılıp sahip çıkması ise gençlerimizi illegal platformlara çekme çabalarındandır. Mesken hiçbir zaman bu söylemde bir muhit olmamıştır. İnsanlarımız yasa dışı hiçbir örgüt ve derneğin toplu mensubu olmamışlar, taşeronluğunu yapmamışlardır. Kişisel temas veya çabalar, provoke girişimler tabii ki olmuş olabilir ama bunlar istisnadır, azdır ve aksini kanıtlamaz. Bu olmamışlığa ait tanım, ilerde malum operasyon güçlerine bir istikamet levhası görevini görecek, Mesken’i açık hedef durumuna düşürüp, soruşturma, baskı ve neticesi haksız mağduriyetlerin açıklaması olarak kalacaktır.
Bilhassa yaşlı kesimden, muhafazakar, tutucu hatta karşıt görüşlü insanlarımızı da barındıran Mesken toplumunun aralarındaki bağı, dayanışmayı koruyup, kendi aralarında çatışmaya meydan vermemesi gıpta edilecek ve bir o kadar da sosyal analize tabii tutulacak olaylardandır. Sosyal, politik etiklere bu kadar uyulmasındaki bileşke ve çimento kanımca, uzun yıllara dayanan, girift komşuluk , ağabey, kardeş, arkadaş ilişkileridir. Geçmişte bunlara ait alınan ve verilen yüzsek doz, bizleri birbirimize düşme gibi bir utançtan korumuştu, bunu başarabilmiştik.
Cemal Efendinin lokantasında gündüzleri indirimli tabildot yiyen sol görüşlü öğrenciler vesikalık, hatıra resimlerini de komşu dükkanda çektirmektedirler. Gidiş gelişleri çok sıktır. Foto Cemal onlara yakındır. Düşüncelerini paylaşmakta, o zamanki ortam ve koşullarda amaç birliği içinde olduğu, kendine bir misyon yüklediği izlenimini vermektedir. İdealist, içten hareket ettiğine, kan ve silahtan uzak olduğuna şüphem yoktur, çünkü arkadaşımdır.
Cemal Efendi, yemek talepleri, dükkan düzenine karışmaları, okuduğu gazeteleri değiştirmesi gibi direktifler yüzünden sol görüşlü öğrencilerin, onlara yemek verdiği içinde sağ görüşlü öğrencilerin baskısından rahatsızdır. Diğeri ise ilişki ve görüşlerinden ötürü dolaylı, dolaysız sağ kesimden tehditler almaktadır. Gece çalışma zorunluluğu bulunan Foto Cemal için komşu dükkan bir güvence ve sığınak idi. Müşterileri dağılsa bile lokantayı kapattırmaz, cebinden içki ısmarlar komşusunu bırakmazdı.Yaşı gereği tecrübeli ve tehlikenin farkında olan Cemal Efendi ailece de görüştüğü Foto Cemal’i çokça ikaz edip, uyarmaktadır. Artık ikisi de korkmaktadırlar.
1980 yılı yazı ortasında, Ramazan ayında, Burgaz’da yazlık barakası bulunan Cemal Efendinin yanında eşi ve çocuğu ile hafta sonunu geçiren Foto Cemal işinin başındadır. İçeriye ellerinde silahlarla dalan karşıt görüşlü iki genç adam dükkanın arka tarafında bulunan kişileri acımasızca tarayarak, hızla Yeşil yayla istikametine kaçarlar.
Gözleriniz karanlığa alıştıysa, şimdi yerde kanlar içinde yatan iki kişiyi görebilirsiniz. Biri Foto Cemal diğeri ise orada tesadüfen bulunan Ressam/Tabelacı Çetin’dir. Çetin tahmini 25 yaşlarında, yeni evli, 3 aylık hamile eşi olan kendi halinde, ekmeğini kovalayan hiçbir görüşte dahli olmayan biridir. Hemen can vermiştir. Cemal yaşam mücadelesini acilde kaybedecektir. Olay basına, emniyet ve resmi kayıtlara siyasi cinayet olarak geçer. Cenaze törenleri günün ritüellerine uygun yapılır. Cemal’in geride genç hanımı, küçük kızı ve annesi kalmıştır. Hanımı onun acısını fazla taşıyamayacak, çok kısa süre sonra kanserden vefat edecektir. Küçük kızları artık yetimdir. Vuranlar çok gençtirler. Teşhis edilip yakalanırlar. Herhalde şimdi mukadder cezalarını çoktan çekmiş, belki de iş, ev bark, çoluk çocuk sahibi olmuşlardır. Belki de pişmanlıklar içinde yaşayıp halen vicdanlarını susturma çabaları içindedirler. Bilinmez.
Cumhuriyet tarihimiz boyunca üzerimize yazılan oyunlardan biri olan bu oyun 12 Eylül 1980 tarihinde, yangını karşı yangınla söndürme taktiği kullanılarak bir gecede söndürülmüş gibi gösterilse de aslında değişen kurgulardı. Ulusumuz, ülkemiz emperyal onaylı imar projesine uygun hale getirilmişti.
Şimdi etnik ayrışmaya, inanç ve vicdan özgürlüğüne göre dizayn edilen bu set için yeni senaryolar yazılması ve uygulanması gerekmekteydi. Prodüktörler ve senaristler iş başındadır. Kurgu; üniter yapımız ve rejimin üzerinedir. Aksesuar, yardımcı malzemeler ile efektlerde değişiklik yoktur. Rol ve figüran bolluğu görülmekte olup, finansman büyüktür. Büyük yaralar alabilir, zayıf düşürülebiliriz ama, tüm bu oyun, tertip, tuzak ve düzenekler eninde sonunda milletimizce bozulmaya mahkumdur. İç ve dış hasımların hesaplayamadıkları veya şifrelerini kıramadıkları savunma mekanizmaları ve reflekslerimiz mevcuttur. Tarihi boyunca olumlu, olumsuz sayısız deneyimlerle bunları edinmiş yüce ulus 14 Nisan Ankara ve 29 Nisan İstanbul mitinglerinde siyasi amblemlerinden arınmış olarak Cumhuriyet ve onun ilkelerine sahip çıkma kararı ile güçlülüğünü göstermiştir. Şafaklarında yüzen al sancak yurdun üzerinde tüten en son ocak arasındaki bağ kutsaldır, koparılamaz. Bu millete ait giz ve şifreler batmayan güneşin çevresindeki yıldızlarla bezeli Cumhurbaşkanlığı Forsunda ve tüten en son ocağın zemininde saklıdır.
Ulusumuzun geçirmiş olduğu bu acı sürece ve geleceğe dair benim fikir, yorum belirtmemem metnin eksikliği olacaktır. ”Ey gençler, hepiniz bir olun, sakın birbirinize darılmayın, küsmeyin.ATATÜRK bize böyle söyledi. Düşmanla dost olmak isterseniz elinizden silahı bırakmayın. Bu vatanın nasıl kurtulduğunu siz bilmezsiniz. Biz biliyoruz. Türk Bayrağına dikkatli bakın.” Bu kadar net, sade ve çarpıcıydı 109 yaşındaki kahraman Eskişehirli Yakup SATAR dedemizin sözleri. O kim mi? O, Birinci Dünya Savaşında Basra cephesinde Osmanlı ordusunda savaşırken yaralanıp, İstanbul’un işgalinde kaçarak Ankara meclis ordusuna iltihak eden halen hayattaki son İstiklal Savaşı Gazisidir. Kendisini çiçeklerle ziyaret eden küçük çocuklara TRT 2 ekranlarından bu söylemi yapmıştır. Benim bu konulardaki ana fikrim de bu kadardır. Ne bir kelime eksik, ne bir kelime fazla. Atatürk temel ilke ve inkılaplarına yürekten inanan sosyal demokrat kişiliğimle Yakup dedeyi selamlıyorum. Ya Foto Cemal’in, Ressam Çetin’in biten hayatları, sönen ümitleri, geride bıraktıkları? Acaba Çetin’in doğmamış çocuğu dünyaya geldi mi? Cemal’in küçük yetim kızına hangi el emek, ekmek, sevgi verip, kim büyüttü? Vatan sathında kaç kişiydiler? Onları da bilemiyorum, yaşıyorlarsa günümüzün genç insanlarıdırlar.
Lokantacı Cemal Efendi mi? Ramazan dolayısıyla o gün kapalı idi. O günden sonra lokantasına kilit vurdu. İşi bıraktı, bir daha açmadı. 80 yaşında bir Kore Gazisi olup halen sağdır. Kendileri kayınpederimdir.
Bugün gençlik, nişan ve düğün günlerime ait, mutluluk içermesi gereken Foto Cemal KARADAĞ antetli albümlerime bakarken burukluk, hüzün hissediyor ve bunları bu duygular içinde yazmışsam ve de simsiyah olmuşsa bu öykü bağışlayın dostlar. Sizde gördünüz, ne de olsa uzun yıllar sonra Ucuz Meskenler’in geçmiş zamanlarında var olmuş, küçük bir dükkanın ışıksız odasından çıktı. Bir fotoğrafçının karanlık odasından....
Hayri Başçavuş

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder