23 Şubat 2011 Çarşamba

273 HANE (Sevgili arkadaşım Mehmet Hayri ILGIN' dan)

273 HANE
Ufak, külüstür bir kamyonun arkasındayım. Bir elimle koca aynayı, bir elimle de radyoyu tutuyorum. En kıymetli eşyalar bunlar. Annemle kardeşlerim daha sonra yoldan gelecek. Bursa’nın doğuda en son semti Davutkadı’yı  geçiyoruz. Yol tozlu ve bozuk. Hiçbir yerleşim birimi yok bu semtten sonra. Sağı  solu yemyeşil yolun sonuna doğru, çocuk gözlerime o zaman devasa gözüken blokları fark ediyoruz. Sadece ufak bir mezarlık geçtik; varmadan önce. Bitmez tükenmez bir yeşillik bıraktı ufak kamyon arkamızda. Batı kısımda, birinci katta bir daireye indiriyoruz kırık dökük eşyalarımızı. Üç odalı bu ev artık bizim. Bizim yuvamız ve burada yaşayacağız artık.
          273 haneyiz. Babam öyle söyledi ve benim aklımda öyle kalmış. Evleri iki ve üç odalı diye, apartmanları da kırmızı, orta sarı, yeşil, yan sarılar ve büyük sarı blok diye anıyoruz. Her bloğun bir numarası var ayrıca. Devlet gece kondu önleme projesi adı altında, ihtiyaç sahiplerine veriyor evleri ve de kura ile. 63 lira ödeyeceğiz her ay kira olarak. İmar İskan Bakanlığı daha sonra tapu verecek söylentisi var.
          Hemen hemen herkes taşındı. Bloklar doldu.Memur, emekli, işçi, işsiz, küçük esnaf her kesimden oluşuyorlardı. Hiçbirinin arabası yok.Hiçbir çocuğun bisikleti yok. Ve de daha televizyon aleti evlere girmemiş. Ekonomik yapımızın göstergesi bu. 1964 yılının sıcak geçen yazındayız.  Bitişiğimizde, Bursa tarafına doğru şirin bir köy var.Adı Değirmenli kızık; çınarlar, kestanelikler, dutluklar, cevizlikler içinde bir köy. Köylerin en güzeli.
          İnegöl-Ankara yoluna inen bir güzergah daha var. O da stabilize ve toz. Dua çınar semtinden Bursa’ya ulaşıyor.Her iki güzergahın iki yakası da boş, hiçbir yerleşim birimi yok. Bursa’ya ulaşım her yarım saatte bir değişimli olarak bu istikametlerde işleyen eski, püskü, sık arızalanan belediye otobüsleri ile sağlanıyor. Dolmuş yok, minibüs yok. Otobüslerin ön camında levha üzerinde yeni mahallemizin ismi yazıyor, “UCUZ MESKENLER”  
          Uludağ; bizim sevgili ve heybetli dağımız, güneyden yazın sis, kışın karlar içinde uzattığı başı ile bizleri gözetliyor. Kaplı kaya boğazından bizlere tertemiz soluğunu üflüyor, berrak sularını sunuyor evlerimize. Yıkıp, kıran uçuran çılgın  lodoslar onun öfkesi sanki, bu rüzgarı sonraları tanıyacağız, korkumuz olacak. 
         Kestane, ceviz, dut, çınar vb. ağaçlarla çevreliyiz. Ardıç kokuları ciğerlerimize doluyor. Sincap, ağaçkakan, kirpi, kaplumbağa ve de her türlü kuş dolu bu yerler. Bülbül sesi ile uyuyor,ağustos böcekleri sesi ile uyanıyoruz. Şırıl şırıl su her taraf. Bilinmezliklerle dolu bu cennet bizim. Mutlu olacağız anlıyorum. Çocuklar ve gençler kovanlarından yeni çıkan arılar misali bu yeşil cennete uçuyoruz. Kaynaşıyor, tanışıyor, arkadaşlık, dostluk ilişkilerimizi geliştiriyoruz.  İlk önceleri bizleri yabancılayan Değirmenli kızık çocukları da benimsiyor bizleri. Artık onlarda dost ve arkadaş. Köy meydanı da yeni oyun ve dinlenme yerlerimizden. Arkadaş grupları oluşuyor zaman içinde. Kimi futbola, kimi müziğe,  kimi oyunlara meraklı. KAPLIKAYA’nın göletlerinde yüzerken çıplak bedenlerimiz, kayalıklarda yankılanıyor neşeli seslerimiz. Ağustos böceklerini susturuyoruz.Burası bizim ortak ve vazgeçilmez tutkumuz. 
         Küçük kavgalar dışında dövüşmeyi pek sevmiyoruz. Hiçbir etnik kökene hiçbir ideolojik ve aşırı dini inanca ait değiliz. Çocuğuz, genciz ve masumuz.Dünya da zaten barış devrinde. Hippi ve çiçek çocuklarının zamanını yaşıyor. Doğanın koynunda yaşamın tadını alarak, yeşile doyarak, berrak, tertemiz  sular içinde büyümek ne kadar güzel. Huzur ne  güzel… 
         Tanrı’nın cennette oynamaya, büyümeye izin verdiği çocuklardandır, ilk yerleşimci UCUZ MESKEN çocukları. Bu yaşamı sende bir gün BURSA’lılarla paylaşıyoruz. Hıdırellezden bir hafta sonra ki  Pazar Kızık DEDE günü. Akın akın geliyorlar, baharı kutlamak için Tüm bursa halkı burada, piknik , eğlence, ızgara, içki,oyunlar hepsi bir arada. Gün batımından sonra gidiyorlar. Yine bizim buralar…      
Küçükler yeni açılan İlk adım ilkokuluna, biz orta ve lise çağındakilerde Bursa’ya gidiyoruz. Okumayanlar çeşitli işlerde çalışıyor. Sonbahar lodoslarla, kış tertemiz yağan karlarla geçiyor. Her mevsim güzel ve doyumsuz buralar. Büyüyoruz yavaş yavaş. Delikanlı kızlarımız ve erkeklerimiz ilk aşklarını yaşıyorlar artık, kimi gizli ,kimi aşikar.
          Kasım Hoca yazlık sinema açtı sıra dükkanların yanına. Perdesi beyaz boyalı biriket duvar. Sandalyeler tahta, filmler siyah beyaz. Hep Samanyolu’nu çalıyor fon müziğinde. Geceleri oradayız  hep meskence. Yeni yetişenlerimizin çoğu uzun saçlı, erkeklerde antuan yaka çiçekli gömlek, ispanyol paça,düşük kemer pantolon moda. Kızlar apartman topuk, mini etek giyiyorlar. Kışın uzun maksi palto. Beatles hayranlığı var çılgınca. Ben uzağım hepsine, babam müsaade etmez.. Sigara ve içkiyle de tanışıyoruz artık ve nedense çok seviyoruz. Büyüyoruz.
         Önce eğitim fakültesi sonra tıp fakültesi yapılıyor. Yollar şoselendi. Dolmuş, taksi ve minibüsler başladı ulaşıma. Belediye otobüsleri de sıklaştı. Kara yolları blokları , Afet evleri, Bahçeli evler diye yeni yerleşim birimleri oluştu. Yeşil yayla diye bir muhit doğuyor Bursa ile aramızda. Televizyonda girdi artık evlere, siyah beyaz.  Kaçak dizisi moda. Gelişiyor mu bilemem ama değişiyor ucuz meskenler. Değirmenli kızık köyünün güzelim arazileri parselleniyor, el değiştiriyor. Bu cennet artık satılık… 
          Kestaneler, cevizler tek tek devriliyor. Şırıl şırıl akan sular, sulama kanalları kuruyor. Doğanın canlıları buraları terk ediyor.Yeşil; siyah beyaza, topraklar; beton ve demire dönüşüyor. Artık ucuz diye değil sadece mesken diye  anılıyor muhitimiz. Köy-kent yaşamı bitti. Bursa’nın varoşlarındanız artık. Büyü bozuldu, kabulleniyoruz. Buralara olan sevdamızın, bağlılığımızın bittiği anlamında değil bu kabulleniş… 
          Mutluluk, huzur, güzellikler göreceli kavramlar. Bizden sonraki yaşanmışlıklarda da çocuklar ve gençler mutlu olmuşlardır elbette. Geride kalan güzellikler onlara ve onlardan sonrakilere yetmiştir.  Fakat 1970 lerin ikinci yarısından sonrası yaşamlarda acı,hüzün, korku ve endişe yer alacaktır. Çünkü meskende ilk silah sesleri duyulacak, ilk kan dökülecektir. Politize olmuş toplumun içinde bulacaklardır kendilerini. Kimileri demir parmaklıkları tanıyacak, kimileri zorunlu terk edecektir buraları. Polis, provokatör, dernek ve fraksiyonlar cirit atacak, militanların arenası olacaktır mesken. Huzur artık uzun bir kaos dönemine bırakmıştır yerini. Samimi idiler, içtendiler ama cezalandırılacaklardır. Bu zaman dilimindeki yaşanmışlıklarla, hikayelerin patenti onlarındır. Onlar anlatacaktır… 
          Bizden sonraki kuşaklar bu büyük travmayı atlatmayı bilmişler yaralarını sarmışlardır. Mesken ayakta kalmayı başarmıştır. Dedeleri, babaları, ağabeyleri olduğumuz bu nesil, yaşamın kavgasında buralardan uzak düşmüş, eksilmiş, kaybolmuş bizleri bulacak ve bağrına basacaktır. Bizlerde onları. Yarattıkları sanal alemde bulmuşlardır zaten izlerimizi. 
          İlk UCUZ MESKEN ÇOCUKLARI ve gençleri olarak onlara verecek sadece anılarımız var. Uludağ’ın yamaçlarında artık açmayan, olmayan: menekşeler, yaseminler, papatyalar ve erguvanlardan oluşmuş bir demet çiçek yerine.  Kabul buyursunlar..
                       273 HANENİN ANISINA                                                                                                  
Hayri Başçavuş

Hiç yorum yok: