GARDAŞA EDİLECEK SÖZ KALMAMIŞ
Hasrete , sevgiye sevdaya dair edilecek söz kalmamış. Şiir olmuş yazılmış, türkü olup dizilmiş satırlar, mısralar. Gurbete kahrımı nasıl ifade ederim bu sözcükler olmadan .
Yılan dağına kar yağmış,
Demir dağı duman almış,
Yazık oldu gençliğine,
Gurbet elde ziyan olmuş.
Dinmez akar gözüm yaşı
Nerde dostu arkadaşı
Ben gurbette kaybettim,
Dağ gibi kardaşı...
Dağ gibi gardaşı hiç gözü yaşlı görmedim. Bir kez, kara gözlüsü ne veda ederken süzülü vermişti göz yaşı. Son sarılışına yüreğinin isyanıydı belli ki. Çok duygusal olduğu halde nasıl başarırdı yürek sızısının gözünde nem olmamasını... Nasıl söz geçirirdi göz yaşlarına. Benzi sararırdı , bazen iç geçirirdi sesli soluklu.. Yarım asırdan uzun gardaşlık ta sırlarına eremedim. Hiç canından bezdiği olmadı mı derim aklıma geldikçe. Gurbet şu dağların ardı dediğimiz gurbet değildi. Hastahane köşelerinde mahzun mahzun kadere boyun eğişini göremedim. Acılarına ağrılarına ortak olmak olmak istesem ne ifade eder dileğim. Ömrümden ömür ver yaradan dediğim günlerde , dileğimi, yakarışımı duyuyor gibiydi. Biraz mutlu oluyor, biraz çaresiz , kahrolası derdine kahrediyordu.
Vermez miydim ömrümden ömür , gadasını, belasını alamadığım...
Bu mevsimdi , tam da bu vakit. ''İlk sınavı verdim, gerisini de başaracağım '' diyor, bizi oyalıyor du. Soluk benziyle Selen'i ni mutluluktan uçuruyordu. Saçlarını rüzgara verdikçe Selen, o da Selen in rüzgarına anılarını veriyor, bir bir geçiyordu yokluk yoksulluk ve varsıl günleri gözlerinin önünden. Yakın olsaydı diğer ciğer pareleri , onlara da verirdi son takatını dermanını, hatta kalan ömrünü.
Bu satırlar olmadan olmuyor ... Yavrularına , ciğer parelerine fedakarlığını bu satırlar ifade eder ancak. Bizim de ona olan sevdamızı.. Öl deseydin ölmez miydim, yüreğinde bin yıl mahkum olmak şerefim olmazmıydı.?.. Kabrinde kan kırmızı açan tomurcuklar cennetinin müjdecisi gibi. Sevenlerin güllerini kurutup arada göz yaşlarıyla ıslatıyor , günlendiriyor, . Kış günlerinde üşümeyesin diye harlı yürekle dualar salıyoruz, yattığın yer nur olsun diye dualardayız akşam sabah.. Ömrümüz oldukça seninleyiz, seninle olacağız...
Be hey vicdansız yüreksiz
Öl deseydin ölmez miydim
Sen efendi ben de köle
Ol deseydin olmaz mıydım
Tutuşurdum ateşinle
Ölürdüm senin uğrunda
Diz çöküp önünde secde
Kıl deseydin kılmaz mıydım
Gerek yoktu yanmalara
Yanıp ta kül olmalara
Benim İçin ummanlara
Dal deseydin dalmaz mıydım
Bilirsin sevdan dır ahtım
Ne tac isterim ne tahtın
Yüreğinde bin yıl mahkum
Kal deseydin kalmaz mıydım
Yanardım yanardağ gibi
Püskürürdüm lavlar gibi
Sonbaharda yaprak gibi
Sol deseydin solmaz mıydım
13 Mayıs 2017
Mehmet Erdoğan
Hasrete , sevgiye sevdaya dair edilecek söz kalmamış. Şiir olmuş yazılmış, türkü olup dizilmiş satırlar, mısralar. Gurbete kahrımı nasıl ifade ederim bu sözcükler olmadan .
Yılan dağına kar yağmış,
Demir dağı duman almış,
Yazık oldu gençliğine,
Gurbet elde ziyan olmuş.
Dinmez akar gözüm yaşı
Nerde dostu arkadaşı
Ben gurbette kaybettim,
Dağ gibi kardaşı...
Dağ gibi gardaşı hiç gözü yaşlı görmedim. Bir kez, kara gözlüsü ne veda ederken süzülü vermişti göz yaşı. Son sarılışına yüreğinin isyanıydı belli ki. Çok duygusal olduğu halde nasıl başarırdı yürek sızısının gözünde nem olmamasını... Nasıl söz geçirirdi göz yaşlarına. Benzi sararırdı , bazen iç geçirirdi sesli soluklu.. Yarım asırdan uzun gardaşlık ta sırlarına eremedim. Hiç canından bezdiği olmadı mı derim aklıma geldikçe. Gurbet şu dağların ardı dediğimiz gurbet değildi. Hastahane köşelerinde mahzun mahzun kadere boyun eğişini göremedim. Acılarına ağrılarına ortak olmak olmak istesem ne ifade eder dileğim. Ömrümden ömür ver yaradan dediğim günlerde , dileğimi, yakarışımı duyuyor gibiydi. Biraz mutlu oluyor, biraz çaresiz , kahrolası derdine kahrediyordu.
Vermez miydim ömrümden ömür , gadasını, belasını alamadığım...
Bu mevsimdi , tam da bu vakit. ''İlk sınavı verdim, gerisini de başaracağım '' diyor, bizi oyalıyor du. Soluk benziyle Selen'i ni mutluluktan uçuruyordu. Saçlarını rüzgara verdikçe Selen, o da Selen in rüzgarına anılarını veriyor, bir bir geçiyordu yokluk yoksulluk ve varsıl günleri gözlerinin önünden. Yakın olsaydı diğer ciğer pareleri , onlara da verirdi son takatını dermanını, hatta kalan ömrünü.
Bu satırlar olmadan olmuyor ... Yavrularına , ciğer parelerine fedakarlığını bu satırlar ifade eder ancak. Bizim de ona olan sevdamızı.. Öl deseydin ölmez miydim, yüreğinde bin yıl mahkum olmak şerefim olmazmıydı.?.. Kabrinde kan kırmızı açan tomurcuklar cennetinin müjdecisi gibi. Sevenlerin güllerini kurutup arada göz yaşlarıyla ıslatıyor , günlendiriyor, . Kış günlerinde üşümeyesin diye harlı yürekle dualar salıyoruz, yattığın yer nur olsun diye dualardayız akşam sabah.. Ömrümüz oldukça seninleyiz, seninle olacağız...
Be hey vicdansız yüreksiz
Öl deseydin ölmez miydim
Sen efendi ben de köle
Ol deseydin olmaz mıydım
Tutuşurdum ateşinle
Ölürdüm senin uğrunda
Diz çöküp önünde secde
Kıl deseydin kılmaz mıydım
Gerek yoktu yanmalara
Yanıp ta kül olmalara
Benim İçin ummanlara
Dal deseydin dalmaz mıydım
Bilirsin sevdan dır ahtım
Ne tac isterim ne tahtın
Yüreğinde bin yıl mahkum
Kal deseydin kalmaz mıydım
Yanardım yanardağ gibi

Püskürürdüm lavlar gibi
Sonbaharda yaprak gibi
Sol deseydin solmaz mıydım
13 Mayıs 2017
Mehmet Erdoğan
