19 Temmuz 2012 Perşembe

TÜRKÜLER DOLUSU
Kirazın derisinin altında kiraz, Narın içinde nar, Benim yüreğimde boylu boyunca Memleketim var. Canıma ciğerime dek işlemiş Canıma ciğerime, Sapına kadar. Elma dalından uzağa düşmez, Ne yana gitsem nafile. Memleketin hali gözümden gitmez Binbir yerimden bağlanmışım, Bundan ötesine aklım ermez. Yerliyim yerli olmasına ilmik ilmik, damar damar Yerliyim. Bir dilim Trabzon peyniri, Bir avuç tiftik, Bir çimdik çavdar, Bir tutam Şile bezi gibi, Dişimden tırnağıma kadar Ressamım. Yurdumun taşından toprağından şurup gelir nakışlarım, Taşıma toprağıma toz konduranın Alnını karışlarım. Şairim şair olmasına, Canım kurban şiirin gerçeğine, hasına. İçerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum, Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter, Eğri büğrü, kör topal kabulum. Şairim, Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası, Ayak seslerinden tanırım. Ne zaman bir köy türküsü duysam, Şairliğimden utanırım. Şairim, Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum, Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim, Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm. Hey hey, yine de hey hey, Salınsın türküler bir uçtan bir uca, Evelallah hepsinde varım, Onlar kadar sahici, Onlar kadar gerçek, insancasına, erkekçesine, 'Bana bir bardak su' dercesine, Bir türkü söylemeden gidersem yanarım. Ah bu türküler, Türkülerimiz, Ana sütü gibi candan, Ana sütü gibi temiz. Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla Köyümüz, köylümüz, memleketimiz. Ah bu türküler, Köy türküleri, Dilimizin tuzu biberi, Memleket ahvalini onlardan sor, Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i, Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni.. Ben türkülerden aldım haberi. Ah bu türküler, köy türküleri, Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak, Hilesiz hurdasız, çırılçıplak, Dişisi dişi, erkeği erkek, Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara, Bıçağı bıçak. Ah bu türküler, köy türküleri, Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi, Kiminin reyhasından geçilmez, Kimi zehir, kimi zemberek gibi. Ah bu türküler, köy türküleri, Olgun bir karpuz gibi yarılır içim, Kan damlar ucundan, mürekkep değil. İşte söz, işte ses, işte biçim: 'Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar' iliklerine kadar işlemiş sızı, Artık iflah olmaz bu kavak ağacı, Bu türkünün yüreğinde sancı var. Ah bu türküler, köy türküleri, Ne düzeni belli, ne yazanı, Altlarında imza yok ama içlerinde yürek var. Cennet misali sevişen, Cehennemler gibi dövüşen, Bir çocuk gibi gülüp Mağaralar gibi inleyen. Nasıl unutulur nasıl Ömründe bir kez olsun Halk türküsü dinleyen?
Bedri Rahmi Eyüboğlu ( 1913 - 1975 )

15 Nisan 2012 Pazar

ANNECİĞİM



ANNECİĞİM

Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!...

(1926)

Necip Fazıl Kısakürek

19 Mart 2012 Pazartesi

OLDUMU ŞİMDİ

 OLDUMU ŞİMDİ!!!



                  Bir yangın var içimde, sana veda edemememin yangınından öte bir şey. Asla düşünemediğim yokluğunun çaresizliğimi, bir gün görüşmesek boynuma sarılışının özlemi mi? Onurlu bir ömre doyamamak, nezaket , tevazu, hoşgörü , yardım severlik, uyvat denen hasletlerin ustasının habersiz gitmesine midir bu harlı yangın? Belki de daha sayamadığım pek çok güzel hasletlerinin hepsinedir kahroluşum.
           İyi insanlar erken kanat çırparmış sonsuzluk mekanına. Kuşlar gibi uçar giderlermiş günahsız vebalsiz. Ondan mıdır ivmelerin? Ama sen hiç dünyalı gibi değildin ki! Günahı vebali bilendin, öksüzle sokumunu bölüşen, yorgunla dirliğini paylaşan, kurda kuşa merhamet edendin. Adildin, bilgeydin, halden bilendin. Veda ederken hiç belli etmedin.  Uyvatlandın mı yine? Benim yüzümden eve gitmesin diye, savuşu verirdin hani.  Ama sensiz bir yanım yok biliyor musun. Baharı çiçek çiçek yaşamak seninle, yazı iğde kokuları dolu gecelerle yaşamak, buluduyu senin elinden yemek anlamlıydı, yaşamayı değerdi. En zor günlerimde sırtımı dayayacağım abiden dosttan öte , adlandıramadığım dorukları karlı bir dağımdın. Heybetli, bereketli  eşsiz. Adını da sen koy istersen, sevdalısı olduğun Erciyes'imdin.
            Sana o kadar imreniyordum ki. Hastalığını bile kaptım, benimde boyun fıtığım var senin gibi. Biliyorum bana bir hal olsaydı, boyun fıtığınla koşardın, uçardın. Ama ben koşamadım , uçamadım, affet beni. Selamımı , sevgilerimi salmak geldi kuşun kanadında. Nasıl taşırlar , katar katarda olsalar, sevdama, özlemime , hasretime güç yetmez. Evlatlarım koşmuş gitmişler , o da bir şey benim için ama , sana yetişmek zor be abim.  
            Hasretini çekeceğim , sevgi dolu gözlerini , dağ gibi yüreğini özleyeceğim bir süre daha. Ölümden korkarken , sana kavuşma günlerini özleyeceğim.  Emanetlerin boyun borcum olsun. Ruhun şad olsun ...
                        Mehmet  Erdoğan
                               20 Mart 2012
                    Diyarbakır

16 Şubat 2012 Perşembe

DOĞUM GÜNÜMÜN HESABI




 



DOĞUM GÜNÜMÜN HESABI


Değerli dostlarım arkadaşlarım sevdiğim insanlar,
Dün doğum günümü kutladık. Facebook ta tebrik edenler, özel mesaj yollayanlar ve telefonla sevincimi paylaşan sizlere her ne kadar minnet şükran ve mutluluğumu ifade ettimse de, ayrıca bir itirafımı ve özürümü bildirmek istedim.
Rahmetli anneme ve babama doğum günümü sorardım merakla. Hep aynı zamanı söylerlerdi, ama bu zaman bana bir şey ifade etmiyordu. KIŞ OTLARINDA doğdun derlerdi hep. Kış otları burcumu tespitte hiç işe yaramadı. Kimi bahar dedi kış otlarına kimi yaz. Ama benim bir doğum tarihim de vardı. Kardeşimle aynı gün alınmıştı nüfus kağıtlarımız, doğumumdan yıllar sonra ve bu tarihle hayatım şekillendi. Okula gidişim bununla, emekliliğim bununla ömrüm bununla değerlendirildi. Sizi kandırdım dün. Ama elimde değil. Sevgili ailem akrabalarım, çocukluk ve delikanlılık günlerimden sakladığım değerli insanlar , çocuklarımdan bana intikal eden sevgi yumağı genç insanlar sanki seferber oldular 60 yaşımın bitmesinin seremonisine. Aslında beni yüreklendirme çabası olduğunun da farkındaydım bu güzel insanların gayretinin. Yaşlanmanın hüznünü azalttınız elbette.Hatta gençleştim bile sayenizde. Hangi birinizin adını sayayım .

Kader birliği yaptığım, çocukluktan delikanlılığa birlikte uçtuğum, delikanlılıktan ak saçlı dedeliğe emeklediğim arkadaşlarımı mı sayayım. Emlik kuzular gibi birbirimize sokulup insanlığın erdemliliğini , yani sevgiyi yani paylaşmayı , yani yardımlaşmayı, özcesi ekmeği kırka bölüp suyu yudum yudum tükettiğimiz günlerden geride kalan ihtiyar delikanlılarımı,

Yarin yanağından gayrı her şeyimi paylaştığım , en olmadık zamanlarda yanımda olduklarını bildiğim aile dostlarımı mı,

Her ne kadar günümüz diyalektiğine ters olsa da aynı duygu düşünce , kaygı ve gelecek endişesi taşıdığımız , tornadan çıkmış kadar bir olduğumuzu gördüğüm Denizci meslektaşlarımı mı,

Bozot , Kıraç tepe,
Baya çayı, Kasap bağı denince sevinç ve gururla geri kalmışlığın hüznünü birlikte yaşayan Yeşilhisar sevdalılarını mı,

Varlığından gurur duyduğum çocuklarımın , vefalı saygılı sevgi dolu arkadaşları olan arkadaşlarımı mı,

Etimde kemiğimde damarımdaki kanda , ruhumda hülyalarımda bir olduğum ailem mi, onların istikbalde , hatta şu an ülkemin onuru olan genç neslimi,

Hangi birinizin adını yazayım bu satırlara. Beynimde ruhumda ''Bir mıh gibi'' çakılısınız her zaman . İyi ki varsınız, iyi ki sizleri tanıdım. İyiki varsınız hayatımda, hiç eksilmeyin. Yokluğunuz yokluğum olur. Beni seviyorsanız kendinize iyi bakın. Binlerce teşekkürler...


                        Mehmet ERDOĞAN 
                16 Şubat 2012    Diyarbakır

6 Ocak 2012 Cuma

İYİ Kİ VARSINIZ HAYATIMDA

Bazen zordur yaşamak…
Nefes almak bile güç gelir insana.
Bir kuşun kanadına takılıp gitmek istersin uzaklara…
Bazen güzel bir söz tutar seni ayakta!
Bir sırdaşının sıcak gülümsemesi bağlar insanı hayata
birde iki kelime kalır dudaklarında:
İyi ki varsın hayatımda...der

“İyi ki varsınız”

<>(Alıntıdır)</><></><></><></><></>
Temmuz 2011 Yeşilhisar