19 Kasım 2011 Cumartesi

ENVER GÖKÇE' DEN DOSTLARINA



Dost    

Ben berceste mısraı buldum
Hey ömrümce söylerim
Gözden, gezden, arpacıktan olsun
Hey ömrümce söylerim!

Bizsiz Ilgaz'ın çam ormanları güzel değildir.
Hayda günlerim hayda
Sırtını düşmana verdikçe
Murat dağları güzel değildir,
Dost dost ille kavga!

Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm,
Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz;
Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;
Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,
Ayın onbeşi;
Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahya'nın çinisi,
Yani bizsiz
Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi
Güzel değildir.

Gel günlerim gel de dol
Gel Aydınlım İzmirlim,
Gel aslanım Mamak'tan
Erzincan'dan Kemah'tan
Düşmanlar selam ister
Gözden, gezden, arpacıktan!

Adana'nın pamuğu dokumada;
Diyarbakır, Afyon, Kütahya fabrikada
Ümit işkencede mahzun
Tenim, ayaklarım uryan
Ekmek işkencede mahzun
Ve Divrik'in demiri arabada
İşçi-köylü ve işçi birarada

Söyle türküler yadigarı kardeş
Söyle ağrılar yadigarı kardeş
Neden alınterleri
Nimetler, haklar haram oldu sana
Gel günlerim gel de dol
Gel Aydınlım İzmirlim
Gel aslanım Mamak'tan
Erzincan'dan, Kemah'tan
Düşmanlar selam ister
Gözden, gezden, arpacıktan

Sana selam olsun
Hürriyetlerin meçhul olduğu dünya
Canım Türkiye,
Memleketimiz!
Çalışan halklarıyla ümmi
Çalışan halklarıyla garip,
Irgadı, esnafı, madencisi, iptidai aletleri
Kadınları, erkekleri, hapishaneleri;
Başı boş suları, dumanlı vadileri, yoz topraklarıyla,
İşşizleri, realist şairleri, mücahitleri,
Sokak şarkısı, keten helvası,
Akşam Haberleri satanlarıyla memleketim

Sana selam olsun
Sürgünler, mahkumlar, hastalar
Alacağın olsun
Seni İstanbul seni
Seni Bursa, Çankırı, Malatya,
Sizlere selam olsun üniversiteler!
Öğretmenleri alınmış kürsüler,
Öğretmenler
Sizlere selam olsun
Hürriyeti yazan eller, dizen eller
Sizlere selam olsun makineler
Entertipler, rotatifler, bobinler
Bu gülünç, aşağılık,
Namussuz şeyler dışında,
Sana selam olsun
Zincirin zulmün kar etmediği,
Kırbacın kar etmediği
Büyük tahammül!

Gel günlerim gel de dol!
Gel Aydınlım, İzmirlim,
Gel aslanım Mamak'tan
Erzincan'dan, Kemah'tan
Düşmanlar selam ister
Gözden, gezden, arpacıktan       

                                 Enver Gökçe       

   NOT : Bu güzel dizelerin sahibi, toplumsal duyarlılığı nedeniyle yıllarca işkencelerden ve mapuslardan sonra sefalet içinde Darülacezede vefat etmiştir.M. E. 

11 Kasım 2011 Cuma

SUSKUNLUĞUN SIĞLIĞINDA KAYBOLMAK

           Yıllar öncesiydi, çarşıda büyük bir kalabalık vardı. Bir garip adam kardeşine ağlıyor, onunla tüm Yeşilhisar ağlıyordu adeta.
Tren yolundan eşeğiyle giderken Akköy yakınlarında köprüde trene  rastlıyor, bu telaş arasında kardeşi raylarla tren arasında kalmıştı. Cuma günü pazarda bu acı ölüme yakılan ağıtların destanı satılıyordu. Halkımız kapışıyordu sanki. Kendi derdine yanmıyor,  bu elim olaya kahroluyordu yufka yürekler. Bir garip öldü, bir insan öldü, bir ana kuzusu öldü, bir ciğer paresi yitti.
           Egede dağa çıkan eşkıyalar, İzmir’e çıkan Yunan için dağlarda milli mücadelenin ilk yiğitleri oldu. Halkımızın ozanları onların yiğitlikleri üzerine koçaklamalar düzdüler sayfalar dolusu, gönüller dolusu. Edebiyatçılarımız onların öykülerini destanlaştırdılar. Her bir köy kahveleri onların destanlarını okur oldular geceleri, kandillerin kara ışıltılarında. Bu koçaklamalar,  bu öyküler, bebeklerinin üstünde ki  battaniyelerin  cephane örtülerine dönüşmesine yetti. Kırk yamalı bu örtüler ve cephane taşıyan köylü kadınlarımız Mustafa Kemal’in umudu oldu, dizlerine derman, gözlerine fer oldu. Yedi düvele karşı destanımızın işaret fişeği oldu.
         Baskıya, zulme karşı Şeyh Bedrettinler, Köroğlu lar, Dadal oğulları, Hasan Tahsin’ler, Sütçü İmam’lar,  Topal Osman’lar öncüsü oldu Anadolu insanının. Geldikleri gibi gitti çakal sürüleri .
          Ne zaman toplumsal çıkarlarımızı kişisel çıkarımıza feda ettik, işte o zaman kendi ellerimizle kazdık demektir, zillet kuyusunu.
          Ülkemin ve insanımın dara düştüğü anlarda zaman gül bülbül hikayeleri zamanı değil. Ama devlet katında sanatçı gözüken , milletin derdinden habersiz yada kayıtsız biçarelerse sanatçımız, işimiz zor demektir. Bu fakir halkın sırtından kene gibi geçinip giden ama ülkemin ızdırabına bigane yaratıklar … Yarin kaşına gözüne türküler demek yetmiyor bu gün. Anadolu mun  her köşesine her gün bir fedai geliyor al bayraklara sarılı. Bunlar kazara kendini trene kaptırmıyor. Trafiğin keşmekeşliğinde can kaybetmiyorlar, macera için uçurumlarda can feda etmiyorlar. Kimisi alaca karanlığında patika yolun, kimisi bakımsız asfaltında ihanet şebekelerinin tuzaklarına düşüyor. Kimisi soğukta şafağı beklerken , birde albayrağı, kunduz sürülerinin saldırısında can verip bayrak oluyorlar gönüllerimizde. Kimileri ağ gelinlerinin kokusuna  doyamadan gözlerinde acı bir tebessümle gidiyorlar Peygamber komşuluğuna… Hepsinin ayrı bir öyküsü, hepsinin tarihe kazınmış bir kahramanlık hikayesi var. Nerede benim sanatkarım ozanım, yazarım çizerim. Bu suskunluk felaketimizin habercisi değilmi ey insanlık !!!!  Sade topraklarımız değil, sade kınalı yiğitlerimiz değil, sade çakıl taşıyla eş değer görülen topraklar değil, insanlık ölüyor insanlık. Giden kimi bir gonca, kimi bir kızıl gül, kimi ulu bir çınar. Giden kimi umut ağacının sürgünü, kimi dağlar gibi sırt dayanılacak gardaş, ihtiyar ana babanın gözüm nuru dediği, kimi babaların en yiğidi, yarin en soylusu. Gök ekin gibi biçilirken koca bir nesil, bu sessizlik, aymazlık diye geçiştirilecek gibi değil. Dert, yeni ve sivil anayasa yutturmacalarına kanmayan vatanseverlerin sesinin cılızlığı.
           Sıra bekleniyorsa bu sessizliği bozmaya, çok beklemeyiz, aha şu tepenin ardında ihanet pusuda. Öküzün sarısı gitti sıra sende…  Ya da meydan gümbür gümbür gümbürlemeli… 
                                           11.11.2011 Diyarbakır

                          G.Mehmet Erdoğan