PEMBE SİYAH ÖYKÜLER
Renkli blokları ile koca bir tabak yeşil salatanın üzerindeki küçük garnitür kümesi gibi idi UCUZ MESKENLER. Plansız nüfus artışı, Bursa sanayisinin gelişmesi neticesinde önce köylerden, sonra doğudan göç başladı. Yerel yönetim iskan ve imar planlarını bu istikamete kaydırınca suya atılan taşın halkalarına benzer büyüme göstermeye başladı.Çevresinde yeni muhitler oluşurken yakın köylerde köy niteliklerini kaybetti.Çeşitli sosyal katmanlar ve kültürler iç içe geçerken plansız, kötü yapılanma doğa tahribine yol açıyordu. Ülkenin batısının büyük kısmındaki bu kaçınılmaz gelişimden mesken semti soyutlanamazdı ama buradaki oluşum sanki üç adım önde gidiyordu. Meskenler çevre semt ve yakın köyler ile birlikte bir cazibe merkezi, legal ve illegal sektörler içinde büyük bir rant bölgesi haline geldi.
İdeolojik ve siyasi düşünceler her semti sosyolojik ve ekonomik özelliklerine göre paylaşmaya, sınırlarını çizmeye başlamıştı. Semtimizde doktrin er durumunu belirlemiş görünüyordu. Düşünceler yerini eylemlere bırakınca bölgeleri koruma kaygısı semtler arası sınır çatışmalarına döndü. İdealist ve ateşli gençlerimiz kendilerini bu kavgaların içinde buldu kanlı ve üzücü olaylar meskenlilerin belgeselinde yerini aldı. Büyüme acılı, sancılı, şiddetli oluyordu. İnsanların hayatları olumsuz etkileniyor, genç kuşağın geleceği köreliyor, yön değiştiriyordu. 1970’lerin ikinci yarısından sonraki görüntü bu idi. Bu yılları yaşayanlar, birebir içinde olmasalar da bu olayların tanığıdırlar.
Son 10 yıla kadar semtimin, yani Meskenin yaşamının içindeydim. Orada büyüdüm orada ve oradan evlendim. Annem, babam yaşama orada veda ettiler. Yakınımda yaşanan birçok öykünün tanığı veya dinleyicisi oldum.
MESKENLER her zaman pembe dizilerin seti olmamıştır. Bu sayfalarda onu anlatırken devamlı övgü, nostaljik ve duygusal yaklaşımlarda bulunursak; bu onun gerçek ve günlük yaşantısı ile ironik bir durum oluşturur. Mevta için malum soruya verilen daimi cevap gibi "İyi tanırdık" söylemi gerçeği yansıtmaz. Kendi yaşantımızla çelişkili bir romantizm olur bu . O yaşayan, ruhu olan, nefes alıp veren, içinde değerleri olduğu kadar zayıflıkları ve zaafları olan orta yaşlı sayılabilecek koca bir semttir. Mutlu ve neşeli olduğu zamanlar kadar, acı ve hüzün dolu günleri olmuştur. Siyah hikayelerinde sahibidir. Bunlar; Yoksulluğu, çöküşü, kaçışı, kopuşu, çözülmeyi, yozlaşmayı, kavgayı, acıyı, ölümleri içerir. Aroması hoş olmayan fakat hepsi nedenli, gerekçeli temalardır.
İşte bu öykülerde, pembe öykülerimiz kadar anlatımlarımızda yer almalı, aktarılmalı, yazılmalıdır. Bunu kendimizi aşağılamadan, kişiliklerimizi ve kişilerimizi incitmeden, değerlerimize dokunmadan, yazma, anlatma cesaretine sahip olmalıyız.
Göz yaşı dökülsün, duygular ajite edilsin diye değil. Bunları okuyan ait olduğumuz toplumun bizlerden deneyimsiz genç fertleri bu siyah hikayelerde karakter veya kahraman olarak yer almasınlar diye. Çünkü bunların yaşanma kat sayısı düne göre oldukça fazladır. Bizler gerçekleri gösterebilirsek onlar "pembe ve neşeli" öykülerde yer alabileceklerdir.
Hayri Başçavuş

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder