
HOZAT'LI HAYDAR'LA
YEŞİLHİSAR'LI MEHMED'İN ANISI
Bir sitede dolaşırken eski günlerimi yad edeyim dedim ve Kıbrıs'ta savaştığım yerleri dolaşmaya başladım gökyüzünden. Bazı resimleri inceliyordumki nefesin kesildi adete. Benim yıllardır hüznüm, gururum Haydar Saban Asb.ın şehitlikteki onurlu yerinin resmi. Uluslararası bir sitede bu çarpıcı resmi koyan insanı kutlamak için not yazdım ve aşağıdaki anılarım çıktı. Siz değerli DOSTLARIMLA paylaşmak istedim. Değerli zamanınızı almama değer umarım.
Mehmet Erdoğan:
Murat bey, Sevgili Haydar abimizin resmi beni yıllar öncesine götürdü. Gözlerim buğulandı. O bizim efsanemizdi, ozanımızdı, ince ruhundan esinlendiğimiz yiğidimiz di. Çok ilginç bir şey yapmışsımız, resmi tamda şehit olduğu yere koymuşsunuz. Bilinçli ise, akrabası olmalısınız, özel anılarımızı paylaşmak isterim sizinle. Şunu da özellikle belitmeliyim ki, bu yurdun doğusu batısı vardır, ancak ben Tunceli'li Haydar'la Kayseri'li Mehmet mermilerin altında son damla suyumuzu paylaştık, hayatı ve ölümü paylaştık. Elinize sağlık, emeğinize sağlık.
Dr. Murat Erdoğan :
Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Haydar Beyle bir akrabalığım yok. Sadece hemşeriyiz. Kıbrıs'a defalarca gittim. Oraları görmeyen hikayeleri bilmeyen anlamıyor. Hele Kıbrıs'lılar. Öyle rahat ve umursamaz tavırlar içindeler ki! Bu fotoğrafı çekerken amacım ülkemde horlanan bir bölgenin insanının ülkesinin ortak ülküsü için sizin gibi arkadaşları ile kader birliği yapışını vurgulamak istedim. Yine de ortak anılarınızı duymak ve izin verirseniz bu sayfalarda yayınlamak isterim. Saygılarımla.
Mehmet Erdogan :
Murat bey, hassasiyetinize ve düşüncelerinize teşekkür ederim. Haydar abimizi üç yıl samimi bir arkadaşından dinliyerek tanıdım. Çok iyi bir insan olmasının yanında iyi bir paraşütçü, iyi bir kayakçı ve komando olmanın her türlü özelliklerinin mümtaz taşıyıcısıydı. 1974 te Kayseri'ye atanınca Haydar abiyle tanişacağım için heyecanlanmıştım bile. Kayseri'ye vardığımda hemen aradım, komando ihtisas kursunda olduğunu öğrendim. Nasıl olsa bir gün karşılaşacağız derken harekat geldi çattı. Kıbrıs'a, dediğiniz gibi tarihi ihmalkarlığımızın telafisi için gittiğimizin ikinci günüydü. Boğazda bir korulukta verilecek görevleri beklerken , dal gibi kara yağız bir Asb. geldi yanımıza ve tanıttı kendisini. Ben Haydar der demez sarıldık birbirimize. Kursu yarım bırakıp savaşa koşmuştu. Ulaştıramadığım selamları söyledim. Sevinçten küçüldükçe küçüldü gözleri.
Mehmet Erdoğan:
Murat bey, Sevgili Haydar abimizin resmi beni yıllar öncesine götürdü. Gözlerim buğulandı. O bizim efsanemizdi, ozanımızdı, ince ruhundan esinlendiğimiz yiğidimiz di. Çok ilginç bir şey yapmışsımız, resmi tamda şehit olduğu yere koymuşsunuz. Bilinçli ise, akrabası olmalısınız, özel anılarımızı paylaşmak isterim sizinle. Şunu da özellikle belitmeliyim ki, bu yurdun doğusu batısı vardır, ancak ben Tunceli'li Haydar'la Kayseri'li Mehmet mermilerin altında son damla suyumuzu paylaştık, hayatı ve ölümü paylaştık. Elinize sağlık, emeğinize sağlık.
Dr. Murat Erdoğan :
Güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Haydar Beyle bir akrabalığım yok. Sadece hemşeriyiz. Kıbrıs'a defalarca gittim. Oraları görmeyen hikayeleri bilmeyen anlamıyor. Hele Kıbrıs'lılar. Öyle rahat ve umursamaz tavırlar içindeler ki! Bu fotoğrafı çekerken amacım ülkemde horlanan bir bölgenin insanının ülkesinin ortak ülküsü için sizin gibi arkadaşları ile kader birliği yapışını vurgulamak istedim. Yine de ortak anılarınızı duymak ve izin verirseniz bu sayfalarda yayınlamak isterim. Saygılarımla.
Mehmet Erdogan :
Murat bey, hassasiyetinize ve düşüncelerinize teşekkür ederim. Haydar abimizi üç yıl samimi bir arkadaşından dinliyerek tanıdım. Çok iyi bir insan olmasının yanında iyi bir paraşütçü, iyi bir kayakçı ve komando olmanın her türlü özelliklerinin mümtaz taşıyıcısıydı. 1974 te Kayseri'ye atanınca Haydar abiyle tanişacağım için heyecanlanmıştım bile. Kayseri'ye vardığımda hemen aradım, komando ihtisas kursunda olduğunu öğrendim. Nasıl olsa bir gün karşılaşacağız derken harekat geldi çattı. Kıbrıs'a, dediğiniz gibi tarihi ihmalkarlığımızın telafisi için gittiğimizin ikinci günüydü. Boğazda bir korulukta verilecek görevleri beklerken , dal gibi kara yağız bir Asb. geldi yanımıza ve tanıttı kendisini. Ben Haydar der demez sarıldık birbirimize. Kursu yarım bırakıp savaşa koşmuştu. Ulaştıramadığım selamları söyledim. Sevinçten küçüldükçe küçüldü gözleri.
Bir yandanda bulunduğumuz yerin belli olmaması için gayret sarfediyorduk, ama kışlada birbirine selam vermiyen askerler göz aşinalığı olanla sarmaş dolaş oluyor ve buna bir türlü engel olamıyorduk. Sabaha kadar gözümüzü kırpmadan, günlerdir uykusuz kalmamıza direnerek sohbet ve görev karışımı sabahı ettik. Her yönden düşman gözetlemesi olduğunu biliyorduk ama ölüm bizim için çokta önemli değildi. Kaygımız askerimizin sağlığı ve görevi aksatmamaktı sadece. Şafak atmış günün kızıllığının farkına varmadan kumanyamızdan bir lokma olsun alalım, güne hoş geldin diyelim dedik. Haydar abiyle sert peksimetimizden paylaştık, sırtımızı bir ağacın gövdesine dayadık, sigaramızdan birkaç nefes aldık, ama yüzünü görmek için karşısına geçtim. Bir ses geliyordu, hiç alışık olmadığımız. Islık çalıyordu adeta. Bazan ıslık sesi önümüze, bazan arkamıza düşüyor ve büyük bir gürültü ile savaşta olduğumuzu hissettiriyordu. Bunlar top ve obüs mermileriydi. Askerlerimizin hareketi yerimizin belli olmasına neden olmuştu. Bir ıslıkta bizim için çaldı. Geldi bulunduğumuz ağacın üstüne çarptı. Patlayan mermi yüzlerce parçaya bölündü ve oluk gibi üstümüze geldi. Haydar abinin boynunda kanlar akıyordu. Bir askerimizin ayağı kopmuş, bir yandan bot bağını çözmeye çalışıyor, bir yandan ''banada götürün banada diyordu. Şaşkınlıktan çözüyordu botunu, çünkü ayağını deri tutuyordu sadece. Banada götürün derken egeli olduğunu anlatıyordu sanki. Yakında ilk yardım yeri vardı ve ben sağlamdım. Haydar abinin sağ veya şehit olduğunun muhakemesini yapmadan omuzlayıp ilk yardım yerine götürüp sağlıkçı Asb.ya yalvarmıya başladım. Sanki her şeye muktedirmiş gibi geliyordu o Asb. bana. Ama o da başaramadı. Kütüklüğündeki sağlam fişekleri bile yaralayan o şarapnel parçaları, Haydar'ımızı da elimizden almıştı.
O hain şarapnel ve Haydar abimin kanıyla dolu ezik mermi kaldı geriye. Yıllardır en büyük hazinem diye saklarım onları. Bir yolunuz düşerde gelirseniz çıkınımda özenle sakladığım hazinelerimi sizede gösteririm, ama yıllar kan izlerini kaybetti. Yüreğimin sızısını hiç yitirmedim ama. Hala kanar, Haydar dedikçe, dal gibi karayağız bir Asb. görünce...
O hain şarapnel ve Haydar abimin kanıyla dolu ezik mermi kaldı geriye. Yıllardır en büyük hazinem diye saklarım onları. Bir yolunuz düşerde gelirseniz çıkınımda özenle sakladığım hazinelerimi sizede gösteririm, ama yıllar kan izlerini kaybetti. Yüreğimin sızısını hiç yitirmedim ama. Hala kanar, Haydar dedikçe, dal gibi karayağız bir Asb. görünce...
MEHMET ERDOĞAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder