Damlardan kürünen karlar yolları kaplardı. Küçücük adımlarımızla metrelerce karı serçe sıçramalarıyla aşar giderdik , mazot kokulu okulumuza. Sırtımızda güneşten harelenmiş önlüğümüz vardı .
Eller çıplak, minicik ayaklarda lastik ayakkabılar. Akşama donduğumuzu farkederdik sadece, birde sınıfa girdiğimizde öğretmenimizi görünce. Kocaman elleri tebeşir tozuyla bir başka güzelleşir, öksüz Hilmi'nin alışamadığı baba özlemini gidermek için, saçlarını okşarken bir başka güzelleşirdi. Pantolonu kaç yıllıktı kim bilir, ama hep ütülüydü. Gömleğini kolasız , ayakkabısını boyasız hiç görmedim .
Sevgi sözcüğünün anlamını henüz öğrenememiştik, ama Hilmi'nin saçlarının okşanması, derslere kendini veremediğinde hepimizin anlayışla karşılamamızdı sanırım bu kavram. Hasta olan birimizin hastalığına , hepimizin yanmasıydı , baharda açan akasyaların kokusu , bayram arefesinde babamın satmak zorunda kaldığı sarı ineğimizin, giderken içine akıttığı göz yaşlarıydı sevgi. Başka değerleride öğretti , öğrettiğini hissettirmeden. Çalışmaktı, sevgiyide katarak öğrettiği. Sabah erkenden kalkıp babasına hamur yoğurmada yardım eden Mehmedi sevmesi bir başkaydı. Çalışkandıda Mehmet. Somun kokusu sinerdi her yanına. Ana kokusu ve somun kokusu kardeş kokulardı kavruk bedenlere. Anne ve baba sevgisiydi, öğretmenimin sesinde hissettiğimiz. Doğruluk, dürüstlük, vatan , bayrak aşkı, temizlik, bir parçasıydı kimliğimizin.
Hiç sıkıntılı görmedik, halbuki kiralık evinde kömürsüz kışı nasıl çıkarırdı , yıllar sonra sorar olduk kendi kendimize. Yemez içmez uyumazdı sanki, olağan üstü bir değerdi bizim için. Hasta bile olmaz sanırdık. Bir gün yerine başka bir öğretmen geldi sınıfımıza. Öğretmeniniz hasta, bile diyemedi üzülmeyelim diye. Hasta olmuştu, olmaz sanırken. Ziyaretine gittik ülülerimizle, gavurgalar götürdük, simitler götürdük, yiyemediğimiz portakallardan götürdük. Götürdüğümüz hediyeleri bize yedirdi, ama sevinçten iyi oluverdi sanki. Kalbimizin pırpır ettiğini hissetiki, birkaç gün sonra sınıf kapımızdan yine girdi, dağ gibi. Bembeyaz dişleri bile gözüküyordu gülerken.
Yıllar sonra karşılaştığımızda hala gülüyordu , sevgi dolu, mutluluk , şefkat dolu. Kocaman ellerinden öpmemize artık fırsat veriyordu. Yaşlanmıştı kendince.
Sevgi sözcüğünün anlamını henüz öğrenememiştik, ama Hilmi'nin saçlarının okşanması, derslere kendini veremediğinde hepimizin anlayışla karşılamamızdı sanırım bu kavram. Hasta olan birimizin hastalığına , hepimizin yanmasıydı , baharda açan akasyaların kokusu , bayram arefesinde babamın satmak zorunda kaldığı sarı ineğimizin, giderken içine akıttığı göz yaşlarıydı sevgi. Başka değerleride öğretti , öğrettiğini hissettirmeden. Çalışmaktı, sevgiyide katarak öğrettiği. Sabah erkenden kalkıp babasına hamur yoğurmada yardım eden Mehmedi sevmesi bir başkaydı. Çalışkandıda Mehmet. Somun kokusu sinerdi her yanına. Ana kokusu ve somun kokusu kardeş kokulardı kavruk bedenlere. Anne ve baba sevgisiydi, öğretmenimin sesinde hissettiğimiz. Doğruluk, dürüstlük, vatan , bayrak aşkı, temizlik, bir parçasıydı kimliğimizin.
Hiç sıkıntılı görmedik, halbuki kiralık evinde kömürsüz kışı nasıl çıkarırdı , yıllar sonra sorar olduk kendi kendimize. Yemez içmez uyumazdı sanki, olağan üstü bir değerdi bizim için. Hasta bile olmaz sanırdık. Bir gün yerine başka bir öğretmen geldi sınıfımıza. Öğretmeniniz hasta, bile diyemedi üzülmeyelim diye. Hasta olmuştu, olmaz sanırken. Ziyaretine gittik ülülerimizle, gavurgalar götürdük, simitler götürdük, yiyemediğimiz portakallardan götürdük. Götürdüğümüz hediyeleri bize yedirdi, ama sevinçten iyi oluverdi sanki. Kalbimizin pırpır ettiğini hissetiki, birkaç gün sonra sınıf kapımızdan yine girdi, dağ gibi. Bembeyaz dişleri bile gözüküyordu gülerken.
Yıllar sonra karşılaştığımızda hala gülüyordu , sevgi dolu, mutluluk , şefkat dolu. Kocaman ellerinden öpmemize artık fırsat veriyordu. Yaşlanmıştı kendince.
Toprak olmak, böyle olsa ne yazar. Her yürek çırpmasında ona sevgiler sunulan, yüzlerce bedende bir yanını bırakıp gitmek. Her 24 kasım beklenmeden hep 24 kasımı yaşamak. Nasıl bir duygu sevgili öğretmenim, canım öğretmenim....
Mehmet Erdoğan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder